Atopik Dermatit

Atopik dermatit sıklıkla çocukluk çağında görülen ancak erişkinleri de etkileyebilen kronik bir deri hastalığıdır. Atopik dermatitin tipik deri bulguları ciltte kuruluk, pullanma, kızarıklık, sulantı olup hastaların en önemli şikayeti kaşıntıdır. Hastalık alevlenme ve düzelme periyotlarından oluşan bir seyir izler. Genetik benzerlik nedeniyle aynı aile bireylerinde atopik dermatit görülebilir ancak hastalık kesinlikle bulaşıcı değildir.

Atopik dermatit, hastanın yaşı ve lezyonların lokalizasyonuna göre 3 evreye ayrılır: infantil dönem, çocukluk dönemi, erişkin dönem. İnfantil dönem atopik dermatit,  doğumdan sonraki ilk 6 aylık zaman diliminde ortaya çıkar. Lezyonlar yanaklar, alın veya saçlı deride başlayıp gövde, ekstremite ekstansör(kol ve bacakların dış) yüzlerine yayılır. Eritem(Kızarıklık), şiddetli kaşıntı, sulantı, papül/vezikül oluşumu(kabartı), kabuklanma gözlenebilir. Çocukluk çağı atopik dermatiti infantil dönemi takip edebilir ve sıklıkla 2 yaşından sonra ortaya çıkar. Lezyonlar karakteristik olarak bilekler, el, ayak, antekubital ve popliteal kıvrımlar(kıvrım bölgeleri), periorbital ve perioral (göz ve ağız çevresinde)alanda lokalizedir.

Atopik dermatit etiyopatogenezinde(nedenleri arasında) genetik, immünolojik ve çevresel faktörler yer almaktadır. Atakların ilk hangi faktörle tetiklendiği tam olarak  bilinmezken, hastalık gelişimindeki kilit olay epidermal(derinin epidermis olarak adlandırılan üst tabakasının bariyer fonksiyonunun) bariyer fonksiyonun bozulmasıdır. Epidermal ve immünolojik(Deri ve bağışıklık sistemiyle ilgili) proteinleri kodlayan birçok gende bozukluk tanımlanmış olup filaggrin gen mutasyonu bunlar arasında en iyi bilinenlerindendir. Filaggrinin ana görevi keratin filamanlarının agregasyonu ve epidermal su bağlanmasıdır (deri yapıtaşlarının bir arada tutulması ve derinin su bağlamasıdır).  Filaggrinin genetik veya edinsel olarak fonksiyonunu kaybetmesi ve azalması, epidermal bariyerin bozulmasına neden olur. Atopik dermatitte bozulmuş bariyer fonksiyonu sonrasında transepidermal su kaybı ve alerjenlerin deriye penetrasyonu(girişi) artar, inflamasyon ve duyarlanma tetiklenir.

Atopik dermatit dünyadaki birçok ülkede çocukların % 20’sinden fazlasını etkilemektedir. Atopik dermatit sıklığının son yıllarda giderek artması, genetik ve immünolojik faktörlerin yanında değişen yaşam tarzı, beslenme ve çevresel faktörlerin de hastalığın gelişiminde rol aldığını işaret etmektedir. Atopik dermatit ataklarını tetikleyen faktörler arasında başlıca ısı ve iklim değişiklikleri, nemsiz ortam, terleme artışı, sabun/deterjan teması, stres, sentetik çamaşırlar, parfümler, enfeksiyonlar ve polenler  bulunur.

Atopik dermatit tanılı hastaların çoğunda bulgularının en fazla arttığı mevsim soğuk ve kuru kış aylarıdır. Atopik dermatitin bahar aylarında artışı ile ilgili kesin bir ilişki bulunmasa da özellikle astım, rinit gibi hastalıkları bulunan alerjik bireylerde, polen salınımının fazla olduğu bahar ve yaz aylarında atopik dermatit bulgularının da arttığı gözlenmiştir. Bozulmuş cilt bariyeriyle temas eden aeroalerjenlerin hastalık şiddetini arttırdığı düşünülmektedir. Mevsim değişimiyle beraber değişen günlük aktivitelerin de (spor, açık havada yürüyüş, yüzme, hayvan teması) hastalık şiddeti üzerinde etkisi bulunmaktadır.

Atopik dermatit yaşam boyu süreceği için bireyin hastalığına yönelik yaşam biçimi edinmesi çok önemlidir. Atopik dermatit tedavisinde ana hedef kaşıntının azaltılmasıdır. Cildin uygun ürünler ile düzenli olarak nemlendirilmesi tedavinin en önemli basamağıdır. Nemlendirici kullanımı günde en az 2 kez olmalı ve özellikle banyo yapıldıktan hemen sonra uygulanması unutulmamalıdır. Kaşıntı kontrolü için soğuk kompresler kullanılabilir. Aşırı banyodan kaçınılmalıdır. Banyo ılık su ve parfüm içermeyen gliserinli sabunlarla az miktarda sabunlama ile yapılmalıdır. Sabun, parfüm ve deterjanlar gibi tahriş edici temaslardan kaçınılmalıdır. Yumuşatıcılar kesinlikle kullanılmamalıdır. Vücuda sıkıca saran külotlu çoraplar, dar pantolonlar gibi kıyafetlerden  kaçınılmalıdır. Giysiler yün ve sentetik fiber içermemelidir. Pamuklu kıyafetler tercih edilmelidir. Benzer şekilde yüz ve kaz tüyü içeren uyku ürünleri de kullanılmamalıdır. Alerjik reaksiyona neden olabilecek veya olduğu bilinen gıdalardan kaçınılmalıdır. Strese bağlı tetiklenmeleri önlemek için egzersiz, meditasyon, kişinin huzur bulduğu dini ritüeller veya diğer stres önleyici aktiviteler yapılabilir. Özellikle ev hanımı veya suyla meşgul olan meslek guruplarında elleri koruyucu eldivenler kullanılmalıdır. Sıcaklık ve nem dengesinde ani değişikliklerden kaçınılmalıdır. Ayrıca terleme kaşıntıyı artıracağından vücut ısısını ve terlemeyi artıracak aktivitelerden kaçınılmalıdır. Geceleri aşırı terleyen bireylerde terlemeyi önlemeye yönelik (örneğin yatak odasını serin tutma, ince ve rahat gecelik kıyafet seçimi gibi) uyku kalitesini artırıcı önlemler alınmalıdır. Yaşadığınız ortamın nem dengesi için kış mevsimlerinde oda nemlendiricileri yaz mevsimleri de klima kullanımında oda nemlendiricileri kullanılmalıdır. Atopik bireylerin derilerinde bakterilerin rahatça çoğalabilmesi nedeni ile deri hijyeni oldukça önemlidir. Bundan dolayı deriyi temiz tutmaları gerekmektedir. Bunun için özellikle nemlendirici özelliği olan sabun veya likit temizleyiciler kullanılabilir. Alkol içeren dezenfektan ürünler daha fazla kurumaya ve ciltte yıpranmaya neden olacağından tavsiye edilmez. Kozmetik ürünler ve takılarında atopik dermatitte alevlenmelere neden olabileceği unutulmamalıdır.

Tüm bu önlemlere rağmen atopik dermatitte zaman zaman alevlenmeler görülebilir. Ataklar sırasında lezyonlu bölgelere topikal steroid veya immunmodülatuar  krem/pomad uygulanmakta, kaşıntı hissini baskılamak için antihistaminik ilaçlar verilmektedir. Daha dirençli hastalarda fototerapi, kısa süreli oral steroid veya immunsupresif tedavi uygulanabilir.  Tün bunlarla birlikte tedavide en önemli nokta yukarıda bahsettiğimiz hastalık ataklarını tetikleyebilecek faktörlerden uzak durmaktır.

Yorum Yap